Tolon ve Eruygur hakkındaki iddialar

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede, emekli orgeneraller Mehmet Şener Eruygur ile Ahmet Hurşit Tolon'un 3'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması istendi.
Zekeriya Öz'ün de aralarında bulunduğu 6 Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan iddianamede, tutuksuz sanıklar emekli orgeneralleler Mehmet Şener Eruygur ve Ahmet Hurşit Tolon hakkında ''Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek'' ve ''Tasarlayarak, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme'' suçlarından 3'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi.
İddianamede ayrıca, bu sanıkların TCK'nın 314/1'inci maddesi uyarınca ''Silahlı örgüt kurmak ve yönetmek'', ''Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı bir isyana tahrik etmek'' ''Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'', ''Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok etmek'', ''Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmek'', ''Patlayıcı madde bulundurmak'', ''Kişilerin hayatı, sağlığı veya mal varlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak'', ''Mala zarar vermek'' suçlarından 142 yıldan 246'şar yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
Eruygur ve Tolon'un memuriyetten men edilmeleri ve belli haklardan yoksun bırakılmaları da talep edildi.
Hurşit Tolon hakkındaki suç iddiaları
2863 Sayılı Kanuna Aykırılık
Askerleri İtaatsizliğe Teşvik Etme
Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Açıklama
Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme
Bir Adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma
Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etme Amacı Dışında Kullanma Hile İle Alma Çalma
Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Belgeleri Temin Etme
Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek
Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek
Pek Az Sayıda Mermi Bulundurma veya Taşıma
Şener Eruygur hakkındaki suç iddiaları
2863 Sayılı Kanuna Aykırılık
Askerleri İtaatsizliğe Teşvik Etme
Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Açıklama
Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme
Bir Adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma
Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etme Amacı Dışında Kullanma Hile İle Alma Çalma
Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Belgeleri Temin Etme
Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek
Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek
Pek Az Sayıda Mermi Bulundurma veya Taşıma
Resmi Belgede Sahtecilik
Ruhsatsız Ateşli Silahlarla Mermileri Satın Alma veya Taşıma veya Bulundurma
Sayı ve Nitelik Bakımından Vahim Olan Silah veya Mermileri Satın Alınması Taşınması Bulundurulması
Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme
Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma
Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma veya El Değiştirme
Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapma veya Sağlama
Yargıç üzerinde nüfuz kullanmak
Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme
Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek
AA
25/3/2009 | Kategori:
Ergenekon
|
Yorum (0) |
Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Ergenekon'da 2. iddianame kabul edildi
Ümraniye ilçesinde bir evde ele geçirilen patlayıcı maddeler nedeniyle başlatılan ve ''Ergenekon'' adı verilerek genişletilen soruşturma kapsamında hazırlanan ikinci iddianame İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
''Ergenekon'' davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, soruşturma kapsamında hazırlanan 19'u tutuklu, 37'si tutuksuz 56 sanık hakkında hazırlanan ve 15 gün önce UYAP sisteminden mahkemeye tevzi edilen ikinci iddianameye ilişkin incelemeyi tamamladı.
Mahkeme, 1909 sayfa ve 5 bölümden oluşan iddianamenin kabulüne karar verdi.
Mahkemenin bu kararının ardından ''Ergenekon'' soruşturmasına ilişkin ikinci dava da açılmış oldu.
Mahkeme, halen görülmekte olan ''Ergenekon'' davası ile ikinci davanın birleştirilmesi yönünde karar vermezken duruşma tarihini 20 Temmuz 2009 olarak belirledi.
İkinci iddianamenin tamamlanmasına ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan yazılı açıklamada, iddianamede 21 tutuklu, 35 tutuksuz olmak üzere 56 şüpheli olduğu, yakın tarihlerde soruşturmaya dahil edilen 48 tutuklu, 29 tutuksuz olmak üzere 77 şüpheli hakkındaki soruşturma evrakının tefrik edildiği ve bunlar hakkındaki soruşturmanın devam ettiği belirtilmişti.
Açıklamada, 5 bölümden oluşan iddianamenin birinci bölümde, ''Ergenekon'' soruşturmasının ilk aşamasıyla birinci iddianamenin özetinin yapıldığı, ikinci bölümde soruşturmanın sonraki aşamaları ve ''Ergenekon'' örgütünün anlatıldığı dile getirilerek, üçüncü bölümde ''örgütün işlediği suçların genel olarak ve topluca anlatıldığı'', dördüncü bölümde ''örgütün diğer faaliyetleri, başka örgütlerle sivil toplum ve medya kuruluşlarıyla ilişkilerinin'' yer aldığı, beşinci bölümde ise iddianamede yazılı ''şüphelilerin bireysel eylemleri ve bu eylemlerin oluşturduğu suçlar ve sevk maddeleri ile hukuki durumlarının işlendiği'' bildirilmişti.
Açıklamada, 12 şüpheli hakkında ''örgüt yöneticisi olmak'' suçlamasının yer aldığı kaydedilmişti.
Savcılığın açıklamasında tutuklu sanıklar arasında yer alan teğmenler N.Ç. ve E.M'nin avukatlarınca daha önceden İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine verilen tahliye talebine ilişkin dilekçe incelenmiş, mahkeme 2 teğmenin serbest bırakılmasını kararlaştırmıştı. aa
İşte savcının olay iddiaları:
- AKP’yi ve MHP’yi bölme planları yapıldı, çeşitli takip notlarıyla bunlar net şekilde anlaşıldı.
- MHP’nin de yönetim kadrosunda değişiklik yapma çalışmaları yapıldı.
- Ergenekon, CHP içinde çeşitli operasyonlar yürüttü ve operasyonların da tek amacı CHP lideri Deniz Baykal’ı devirmekti.
- CHP’nin üst yönetimi de değiştirilmeye çalışıldı.
- Zanlıların ve sanıkların telefon dinlemelerinde Deniz Baykal’a yönelik, yoğun bir şekilde devirme çalışmaları olduğu saptandı.
- Cumhuriyet Mitinglerinin organizasyonlarının Ergenekon ile bağlantıları var.
- Karargah evleri ile ilgili detaylı bilgiler yer alıyor...
25/3/2009 | Kategori:
Ergenekon
|
Yorum (0) |
Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Tolon'un ses kaydı gerçek çıktı!
Ergenekon terör örgütü sanıkları ile ilgili ortaya çıkan ses kayıtları tartışılıyor. Bilim adamlarına göre seslerin gerçekliğini tespit etmek aslında çok kolay. Seslerin kime ait olduğunu ayırt etmeye yarayan Verdikatör isimli cihazın mucitlerinden Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Sürat, bu konuda iddialı.
30 yıllık ses uzmanı Sürat, emekli Org. Hurşit Tolon'a ait olduğu iddia edilen ve internete düşen kayıttaki sesle ilgili ilginç bir teklifte bulundu. Kendisine ait özel laboratuvarda sesleri karşılaştırdığını açıklayan Prof. Sürat, "Söz konusu sesler Tolon'a aittir. Ses kaydı, dijital ya da kurmaca değil, gerçek. İnanmayan varsa gelsin yeniden ölçelim." diye konuştu.
Ergenekon terör örgütü soruşturması kapsamında tutuklanan ancak 'sağlık gerekçesiyle' tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen Hurşit Tolon'un başı ses kayıtlarıyla dertte. İlk olarak 5 Mart 2009'da internete düşen kayıtta, teğmenlerin tutuklanması süresinde Genelkurmay'ın tavrı eleştiriliyor, savcıya 'Sen kimsin lan?' deniliyordu. Tolon, kilo vermenin sırrını da açıklıyordu: "Günde 5 km yürüdüm, 100 mekik çektim."
18 Mart 2009'da internete düşen ikinci ses kaydında ise basındaki haberlere yeterli tepki verilmediği için Genelkurmay eleştiriliyor. Kaydın bir bölümünde asker ve polis arasındaki ilişkilerde emniyet müdürü için 'ayaklarını keserim' ifadesi kullanılırken, ordu içindeki atamaların kişisel nedenlerle doğru yapılmadığından şikayet ediliyor. Bu bölümde 'ordunun başına molla geldi' ifadesi kullanılıyordu. Hurşit Tolon, her iki kaydın da kendisine ait olmadığını savundu. Avukatı İlkay Sezer aracılığıyla yaptığı açıklamada kayıtları 'ileri teknoloji ürünü' olarak nitelendirdi; ancak bu sahtekârlığı yapanlarla ilgili hiçbir hukuki işlem yapmadı. Bu yöndeki soruları da avukatı İlkay Sezer geçiştirdi. Tolon'un gerçeklerin ortaya çıkması için suç duyurusunda bulunması yeterli olacaktı.
Ses kayıtlarının internete düşmesi ve sahibinin 'bize ait değil' iddiaları üzerine yıllarını sesler üzerine yaptığı araştırmalara veren Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Sürat, özel bir çalışma yaptı.
Sesleri laboratuvarda karşılaştırdı
Ses ve akustik üzerine ilk kitabı 1989'da yayınlanan Sürat, internetten indirdiği Tolon'a ait olduğu iddia edilen ses kaydını laboratuvarda inceledi. Tolon'un gerçek sesiyle, internetteki sesini karşılaştırdı. Ve sonuç olarak söz konusu kaydın Tolon'a ait olduğunu ispatladı. Üstelik ses 70'li yaşlara, yani yakın döneme aitti. Sürat, her ihtimale karşı Tolon'a ait eski konferans kayıtlarından numuneleri de kontrol ettiğini anlatıyor. Kesin sonuçlara ulaştığını belirten Sürat, "Ses kaydı, dijital ya da kurmaca değil, gerçek. Hurşit Tolon'a ait. İnanmayan varsa gelsin yeniden ölçelim." diyor.
Mustafa Erdoğan Sürat ayrıca, Türkiye'deki cihazlara güvenmeyenler için Amerika ve Japonya'daki ses kuruluşlarını öneriyor: "Artık teknoloji sayesinde sesin gerçek mi dijital mi olduğunu anlamak çok kolay. Spekülasyonların arkasına kimse sığınamaz. Gerçeği kolayca gösterebiliriz. Yeter ki Tolon istesin."
zaman
22/3/2009 | Kategori:
Ergenekon
|
Yorum (0) |
Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
İşte infaz timlerinin lideri!
Silopi ve Cizre'de yapılan kazılardan sonra Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan 8 kişiden bazıları bölgede "Sarı Levent" olarak bilinen Levent Ersöz'ün adamı çıktı...
Silopi ve Cizre'de yapılan kazılardan sonra Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınarak İstanbul'a getirilen 8 kişiden bazılarının pişmanlık yasasından yararlanarak ifade vermeye başladığı belirtiliyor. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde devam eden sorgulamalarda, bölgede "Sarı Levent" olarak bilinen Ergenekon tutuklusu Levent Ersöz'e bağlı timlerden bir olduğu ifade edilen şahıslar, ifade vermek için pazarlık yapıp ve pişmanlık yasasından yararlanmayı garantiye aldıktan sonra konuşmaya başladı.
PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan ile Tuncay Güney'in yaptığı açıklamaların ardından başlatılan kazılar nedeniyle gözaltına alınan zanlıların liderliğini eski JİTEM elemanı Koçere Salucin'in yaptığı belirlendi. Koçere Salucin, Hasan Salucin, İzzet Erkan, Ramazan Erkan, Sadık Düzgün, Lokman Gündüz İsmet Tatar ve eski PKK itirafçısı Ramazan Altay İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde sorgulanıyor.
Saluci’nin ifadesi önemli
Zanlılardan bazılarının polise ifade vermeden önce pazarlık yaptığı ve pişmanlık yasasından yararlanma hakkı karşılığında 90'lı yıllarda karıştıkları ve tanık oldukları birçok faili meçhul cinayetle ilgili olarak yer, zaman ve fail belirterek bilgi verdikleri iddia ediliyor. Zanlıların verdiği bu ifadeler doğrultusunda bölgede önümüzdeki günlerde yeni kazılarında yapılabileceği bildiriliyor.
Zanlılar arasında özellikle, emekli tuğgeneral Levent Ersöz'ün adamı olarak bilinen Koçere Salucin'in ifadesinin çok önemli olduğu ifade ediliyor. Akaryakıt istasyonu işlettiği öğrenilen Salucin'in ifadesi ile soruşturmanın çok önemli isimlere kadar uzanabileceği ifade iddia ediliyor. Soruşturma kapsamında aranan Cizre eski Belediye Başkanı ve eski korucu başı Kamil Atak'ın ise Irak üzerinden Amerika'ya kaçtığı iddia ediliyor. TSK üstün başarı ve hizmet ödülü sahibi olan Atak, birçok faili meçhul cinayetle suçlanıyor.
Bugün
21/3/2009 | Kategori:
Ergenekon
|
Yorum (0) |
Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
İşte darbenin gizli emirleri!
Bundan 12 yıl önce, 28 Şubat 1997’de Milli Güvenlik Kurulu toplantısında irtica ile mücadele kapsamında 18 maddelik kararlar alınmış ve tarihe “postmodern darbe” olarak geçen bu süreçle ilgili olarak Taraf, 28 Şubat süreciyle ilgili bugüne kadar kamuoyuna yansımayan çok önemli bir belgeye ulaştı. Elimizdeki belge 28 Şubat sürecinin en önemli aktörlerinden biri olan dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’in imzasını taşıyor. 6 Mayıs 1997 tarihli “Gizli” damgalı 12 sayfalık rapor, 28 şubatın yol haritası niteliği taşıyan karar ve emirlerden oluşuyor. Bu raporun yanı sıra başta Jandarma Genel Komutanlığı olmak üzere Genel Kurmay Başkanlığı içerisindeki birçok birim arasındaki “Gizli” damgalı yazışmalara ve belgelere de ulaştık.
“Zamanında harekete geçilmesi...”
28 şubat sürecinin yol haritasının belirlendiği ve kamuoyuna ilk kez yansıyan belgelerde, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde Batı Çalışma Grubu Rapor Sistemi’nin oluşturulduğu ve Batı Harekat Konsepti’nin yayımlandığı belirtilip, Türkiye genelinde “Her türlü gelişmenin sürekli takip edilerek ilgili makamların zamanında harekete geçirilmesi” “sorumluluk bölgesi ayrımı gözetilmeksizin” isteniyor. Kişilerin, kurumların, ticari firmaların, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların fişlenmesinin istendiği belgede, “Jandarma Genel Komutanlığı’nın yurdun en ücra köşesine kadar ulaşan yaygın teşkilat yapısı ve vatandaşlarla olan ilişkileri nedeniyle her türlü gelişmeyi anında tespit edebilecek imkanlara sahip olduğuna” da vurgu yapılıp, jandarmanın nasıl bir yol izleyeceği de anlatılıyor.
İşte 28 şubat sürecinin perde arkasına ışık tutacak, irtica ile mücadele yöntemlerin anlatıldığı, o dönem basında çıkan pompalı silahlar başta olmak üzere kuran kursları başta olmak üzere, sekiz yıllık eğitim kararlarına giden süreçle ilgili resmi raporlardan çarpıcı satır başları...
Darbenin ‘gizli’ emirleri
Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir tarafından hazırlanan 6 Mayıs 1997 tarihli “Batı Harekat Konsepti” başlıklı 12 sayfadan oluşan gizli belgede “irtica” ile mücadele adı altında yapılması gerekenler ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Sivil toplum örgütleri, aydınlar ve Atatürkçü çizgideki kurum ve kuruluşların mücadeleye ortak edilmesi istenen belgedeki ayrıntılar 28 Şubat dönemine ışık tutuyor. Belgenin “Mücadele Esasları” başlıklı bölümünde şu maddeler dikkat çekiyor:
Mücadele zarureti doğmuş
Türkiye Cumhuriyetinin üniter yapısına, ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne yönelen terör tehdidi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin başarı ile sürdürdüğü iç güvenlik harekatı sonucu büyük çapta etkisiz hale getirilmiş ve terörist gruplar baskı altına alınmış, buna karşılık devletin laik ve demokratik yapısını hedef alan irticai faaliyetler ciddi bir tehdit oluşturmaya başlamış ve terörle mücadelede olduğu gibi bu tehdide de Türk Silahlı Kuvvetlerinin birinci önceliği vererek bilinçli ve kararlı bir mücadele başlatma ve ısrarla sürdürme zarureti doğmuştur.
Köklü tedbirler
İrticai faaliyetlerinin daha fazla gelişmesini önlemek ve ulaştığı bu seviyeden daha alt seviyelere çekerek Cumhuriyetin temel nitelikleri olan Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olma özelliklerini ilelebet muhafaza etmek maksadıyla, köklü tedbirler alınmasına ihtiyaç duyulmuştur.
TSK polemiğe girmesin
Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliklerini koruma ve kollama yükümlülüğünün bilincinde olarak, siyasi çatışma ve polemiklerin üstünde kalmak suretiyle yüce Türk milletinin büyük çoğunlugunun beklentileri ve duyarlığı paralelinde, bütün ağırlığını irticanın daha fazla mesafe katetmesini önlemede kullanılacaktır.
Aydınlar göreve
Türk aydının halktan kopukluğuna karşılık din elitinin halkla yakınlığıda İslam hareketinin güç kazanmasında önemli bir etkendir. Laik aydınların halkla paylaşılacak ortam temalar bulması, yakınlaşması ve onun hizmetinde olduğunu hissettirmesi son derece önemlidir. Şüphesizki eğitimdeki atılımlar, fikri paylaşımı ve dolayısıyla bütünleşmeyi hızlandıracak ve Türk insanının bu milletin ferdi olmaktan onur duymasını kolaylaştıracak bir yoldur.
Lâik kesim aymazlık içinde
Ülkenin sürüklendiği karanlığı gören laik kesim Türk Silahlı Kuvvetlerinin varlığından ve bir gün mutlaka bu gidişata dur diyeceğinden emin olmanın rahatlığı ve aymazlığı içindedirler. Türk toplumuna bir taraftan TSK’nın anayasa ve kanunlarla kendisine verilen Türkiye Cumhuriyetini koruma ve kollama görevini yapacağını doğal bir şekilde izah ederken, diğer tarafdan özellikle irtica ile mücadeleye TSK’nın siyasi polemiklerin içine çekmenin sakıncaları hatırlatılmalıdır.
Psikolojik harekât
İrtica ve mücadelede kullanılacak en güçlü öğe psikolojik harekettir. Batı çalışma gruplarından ve konuyla ilgili görevlerde çalıştırılacak personelin bir plan dahilinde Psikolojik Hareket Kursu’ndan geçirilmeleri sağlanmalıdır. İrticai görüş yanlısı basın ve yayın organları ile irticai görüşü benimsenmiş şahıslar her platformda Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve ebedi önderimiz Atatürk’ün dine karşı olduğu temasını işlemekle ve halkımızın nazarında Atatürk’ü ve Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak için korkunç bir psikolojik hareket icra etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Türk milletinin bağrından çıktığı kesinlikle dinsiz olmadığı gibi, dini inançların korunmasına ve en iyi şekilde yaşanmasına hizmet ettikleri gerçeği daima göz önünde bulundurulacaktır.
28/2/2009 | Kategori:
Ergenekon
|
Yorum (0) |
Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Bu itiraflar kanınızı donduracak!
Neşe Düzel'in Pazartesi konuşmaları
JİTEM itirafçısı Aygan’ı dinleyince, yıllarca yok sayılan teşkilatın yarattığı dehşeti iliklerinizde hissedeceksiniz. İşte Abdülkadir Aygan ve JİTEM...
► Güneydoğu’daki faili meçhul cinayetlerin yüzde 80’ini JİTEM işledi. Sadece Diyarbakır’da, 10 yıl içinde 700 kişi cinayete kurban gitti.
► JİTEM’e giren canlı çıkmazdı. Kuşkulandıklarımızı, suçlu olsun olmasın JİTEM’e çeker, sorgular, infaz ederdik. Sonra da yola atardık.
► JİTEM’in Diyarbakır’daki en kanlı dönemi Binbaşı Abdülkerim Kırca’nın grup komutanlığı dönemidir. O sırada sadece biz 30 kişi öldürdük.
► İhsan Haran diye bir genç vardı. Kırca’nın emriyle kafasına sıkıldı. Ama ölmeyip hastaneye gitmiş. Hastane basıldı, yeniden infaz edildi.
► PKK’lı olduğu sanılan bir genci ve alakasız amcasını JİTEM’e çektik. Sorgulayıp Kırca’nın emriyle telle boğduk, ölüleri Silvan yoluna attık.
► PKK’lı olmadığını ağlaya ağlaya söyleyen bir gençle sevgilisini aldık. Genç kıza bizzat Kırca işkence yaptı. Cesetleri Sivas yönünde attık.
Abdülkadir Aygan: “Ölmedi, hastaneden alıp yine infaz ettik”
“İhsan Haran JİTEM’de sorgulandı. Arazide kafasına kurşun sıkıldı. Komutan Kırca’dan duydum. Meğer ölmemiş. Batman’a yürümüş hastaneye gitmiş. Oradan alındı tekrar infaz edildi.”
“Bölgedeki faili meçhullerin yüzde 80’ini JİTEM yaptı. Benim görev yaptığım on yılda sadece Diyarbakır’da gerçekleşen infaz sayısı 600-700’dür. Ben otuzuna tanık oldum.”
“Servet Aslan ve Fatma birbirine âşık iki üniversiteli genç. Diyarbakır’ın merkezinde gezerken alındılar. JİTEM’de iki gün işkence gördüler, ağlaya ağlaya PKK’lı olmadıklarını söylediler ama öldürüldüler.”
* * *
NEDEN? ABDÜLKADİR AYGAN
Türkiye, Kürt meselesini demokrasiyle çözmemek için direnirken korkunç olaylar yaşandı. Devlet, en azından devletin bir bölümü, hukukun dışına savruldu. Yasa tanımazlık, zamanla ‘rutin’ bir davranış biçimine dönüştü. Rahatça adam öldürmeye, haraç almaya, işkence yapmaya başladılar. Hesabını kimse sormadı. Devlet görevlileri uyuşturucuya alışır gibi alıştı yasasızlığa. Hatta neredeyse, yasasızlık devlet olmanın bir ölçüsü gibi gözüktü onlara. Şimdi devlet, yeniden kendini düzeltmeye çalışıyor ve zorlanıyor. Üstü örtülen olayların üstü açılıyor. Altından korkunç şeyler çıkıyor. Bir zamanlar cinayetlere, işkencelere, haraçlara tanık olmuş olan itirafçı Abdülkadir Aygan da o dönemi iyi bilenlerden. Aygan, bildiklerini anlatıyor şimdi. Onun cinayet işlemesine ses çıkarmayan medya, Aygan cinayetleri anlatmaya başlayınca ona “alçak” diyor. Bu konuşmada, Türkiye’nin, özellikle Güneydoğu’nun neler yaşadığını, devletin ne hale geldiğini, güç hesaplarını ve hesaplaşmalarını, kaç insanın JİTEM hücrelerinde boğdurulduğunu, yollarda kurşuna dizildiğini, tarlalarda yakıldığını, okuyacaksınız.
* * *
1. BÖLÜM
Kaç yıl PKK’da kaldınız?
1975 yılından 1985’e kadar on yıl kaldım. PKK’yla ilişkim Adana Meslek Lisesi’nde öğrenciyken başladı ve 1977’de okulu bıraktıktan sonra da devam etti.
Dağa mı gittiniz?
Ben Türkiye’de dağa gitmedim. Kuzey Irak denilen Güney Kürdistan’da üç yıl bütün PKK kamplarında kaldım. Kuryelik ve kılavuzluk yapıyordum. PKK’nın liderlerinden Duran Kalkan’la kampların sorumluları arasındaki önemli yazışmaları, pusulaları getirip götürüyordum. Köylerden kamplara erzak taşıyordum. Bir grubu bir kamptan diğerine götürüyordum. 1984’teki Şemdinli Eruh baskınında Mahzun Korkmaz kampındaki grubu ben Türkiye sınırına götürdüm. İçeri girdiler ve baskını yaptılar.
PKK’nın ilk baskını bu. Peki, sonra JİTEM’e (Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele) nasıl katıldınız?
1985’te PKK’dan ayrıldım. Örgüt içi infazlardan bunalmıştım. Bardağı son taşıran damla da bir mezraya yapılması planlanan baskın oldu. Mezrada canlı hiç kimse bırakılmayacaktı. Ben baskınının keşfini yapıyordum. Baskından bir gün önce PKK’dan firar ettim ve o mezraya baskını haber verdim. Köylüler beni gerilla kıyafetiyle silahlı görünce karakola haber vermişler. Köye askerî helikopter geldi ve beni teslim aldı.
PKK’dan neden ayrıldığınızı daha sonra soracağım. Örgüt içi infazlarından bunaldığınızı söylediğiniz PKK daha sonra sizi gelip bulmadı mı, sizi cezalandırmaya çalışmadı mı? PKK’yı ihbar etmişsiniz.
Ben PKK’yı deşifre ettim. Siirt’te sorguda 50 gün kaldım ve 17 sayfalık ifade yazdım. Ankara’da yukarıdakiler, “bu adam örgütte bu kadar kalmış. Bu kadar uzun mazisi var. On yedi sayfalık ifade olmaz” demişler. Sorgu amiri “ifadeni geniş yaz” dedi. 130 sayfaya yakın ifade yazdım. Ben 1977’de Nizip’te PKK’nın askerî kanat sorumlusuydum...
O dönemde altı ülkücü genci öldürmüşsünüz. O cinayetleri yazdınız mı?
Hayır, Nizip’te faşist dediğimiz kesime karşı işlediğim cinayetlerimi yazmadım. Yurtdışında kaldığım PKK kamplarını, tanıdığım PKK militanlarını yazdım. Bize ekmek veren köylüleri de yazmadım. Benden önce yakalanan üst düzey yöneticilerden Sabri Ok’un ifadesini bana gösterdiler sorguda. O her şeyi açıklamış zaten. Sabri Ok daha sonra PKK’nın cezaevi sorumlusu oldu. Onlara göre sonradan özeleştiri yaptı. Oysa anlattıkları bir itirafçının anlattıklarından farklı değildi. Benden farkı, o dilekçe verip itirafçılık için başvurmadı. Ben başvurdum, Pişmanlık Yasası’ndan yararlandım. Diyarbakır Cezaevi’ne konuldum.
Diyarbakır Cezaevi’nde kendinizi PKK’lılardan nasıl korudunuz peki?
İtirafçılar koğuşuna gittim. Kendiliğinden teslim olan ve itiraf edenleri cezaevinde ayrı bir koğuşta tutuyorlar. PKK’lıların içine bırakmıyorlar. Bu yüzden içerisi tehlikeli değil. Dışarısı tehlikeli.
Sonra JİTEM’e nasıl katıldınız?
Pişmanlık Yasası’ndan yararlandım ve on beş yıllık cezanın üçte birini yattım. 1990’da tahliye oldum. Tahliye olur olmaz beni askere aldılar. Çünkü Kıbrıs’ta askerlik yaparken Güney Kıbrıs Rum kesimine firar etmiştim ben. Askerliğimi tamamlamam için beni Kars’taki tankçı birliğine gönderdiler. Bir gün taburdaki bir asker bana, “Seni Albay Arif Doğan telefonla aradı. Tekrar arayacak” dedi.
Arif Doğan dediğiniz komutan, evinde ve ofisinde bomba ve silahlar ele geçirilen, Ergenekon davasının tutuklu olarak yargılanan en önde gelen isimlerinden değil mi?
Evet. Ben o güne dek Arif Doğan’ı tanımıyordum. Halen de hiç yüz yüze gelmedim. Sadece telefonda konuştum. Diyarbakır’da JİTEM’in grup komutanıydı. Kendisi sonra beni tekrar aradı. Cem Ersever’in de yanında olduğunu ve beni kendisine onun tavsiye ettiğini söyledi. Binbaşı Cem Ersever’le daha önce Siirt Alayı’nda sorgudayken karşılaşmıştım. Onunla sohbet etmiştik. PKK konusunda kendisini yetiştirmiş biriydi.
Kaç yıl çalıştınız JİTEM’de?
Dokuz yıl çalıştım. 1990 yılıydı... Sanki benim iyiliğimi düşünüyormuş gibi, bana, “evladım seni Kars’a vermişler. Senin ailen Osmaniye’de. İstiyorsan seni Diyarbakır’a yanımıza aldırabiliriz. Burası ailene daha yakın. Jandarma’da askerliğini yaparsın” dedi. Ben de “olur” dedim. O zaman JİTEM’in adı henüz ortada yok. “Yol masrafını karşılayacağız. Ankara’dan da emir çıkartacağız. Gerekli işlemleri yapıp seni Diyarbakır’a aldıracağız” dedi.
Bir komutanın size bu özel ilgisini nasıl yorumladınız?
Cem Ersever beni yanına aldırmak istiyor, benim tecrübelerimden faydalanmak istiyor, diye düşündüm. Beni önce Kars’tan Silvan’daki er eğitim alayına sevk ettiler. Oraya başka itirafçılar da getirildi. Ali Ozansoy, Hüseyin Tilki, Adil Timurtaş, Hayrettin Toka... Sonra da bizi Diyarbakır JİTEM’e gönderdiler. Biz oranın JİTEM olduğunu bilmiyorduk. Biz, Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı’nın emrinde askerlik yapacağız diye biliyorduk. Beş, altı kişiydik... Özel konumumuzdan, örgüt tecrübemizden ötürü bizi sivil olarak giydireceklerini tahmin ediyorduk ama...
O sırada Diyarbakır’da JİTEM komutanı kimdi? Arif Doğan mı?
Hayır, Arif Doğan gitmişti, yerine Cem Ersever JİTEM Grup Komutanı olmuştu. Yardımcısı da Aytekin Özen’di. Gittiğimiz yerin JİTEM olduğunu bize Cem Ersever açıkladı. “Burası JİTEM. Burada benim emrimde olacaksınız. Sivil giyineceksiniz ve istihbarat toplarken, operasyona giderken kendinizi korumanız için üzerinizde tabanca olacak” dedi. Düşünün, diğer askerlerde G3 tüfek var, bizde üzerimize zimmetli tabanca.
Kaç yıl çalıştınız JİTEM’de?
Askerken 1990’da başladım. Askerlik bittikten sonra JİTEM’in sivil memuru oldum. JİTEM’de 1999’a kadar çalıştım. Bizi ilk başta terör danışmanı, uzmanı sıfatıyla almayı düşünüyorlardı. Sonra uzman çavuş yapalım dediler. Sonra işi sivil memurluğa çevirdiler.
Anlamadım...
Bizi 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na soktular. Bizi resmen devlet memuru yaptılar. Kadromuz istihbarat elemanı olarak gözüküyordu. Yani postanede çalışan memur hangi kanuna tâbiyse biz de ona tâbiydik ve askeriyede çalışan sivil memurlardık artık biz. Bordromuz, keseneklerimiz, tazminatlarımız, emeklilik hakkımız vardı. Bir astsubay, bir JİTEM komutanı nasıl maaş alıyorsa biz de öyle alıyorduk. Mesela internetten Emekli Sandığı’nda Aziz Turan ismine baktım ben... On beş yıl daha çalışırsam emekli olabiliyorum ben.
Sizin adınız Aziz Turan olarak değiştirilmiş ve Abdülkadir Aygan kayıtlarda şehit olarak gösterilmiş, öyle mi?
Evet. Geçmişteki bütün sabıkalarımız da silindi.
JİTEM’de çalıştığınız dokuz yılda kaç eyleme katıldınız?
Onlara eylem değil, ‘operasyon’ diyorlar. Mesela suçlu birini tespit ettiniz. Güvenlik kuvvetleri aslında ne yapar? Bu kişiyi savcının emriyle yakalar ve savcı onu suç deliliyle birlikte mahkemeye çıkarır. Kişi suçuna göre cezaevine girer ya da girmez. Ama JİTEM’in operasyonları öyle değildi. Yerel ajanları ve halktan muhbirleri vardı. PKK’ya erzak verenler ya da onunla ilişkide olanlar, yardım edenler JİTEM’e bildiriliyordu. JİTEM de işi yapıyordu.
JİTEM dilinde ‘iş yaptık’ demek ne demek? Öldürmek mi demek?
İşi yapmak demek, ‘yasadışı yollardan bir insanı alıp, JİTEM’e götürüp sorgulayıp sonra da infaz etmek, ölüsünü sağa sola atmak, yakmak ya da gömmek’ demek. Olayın büyüklüğüne, öldürülen kişinin isminin önemine göre, JİTEM komutanı bu bilgiyi Jandarma Asayiş Komutanlığı’na, Komutanlık da Olağanüstü Hal Valiliği’ne bildiriyor ya da bildirmiyordu.
Siz JİTEM’de çalıştığınız sürede kaç kişiyi alıp öldürdünüz? Yani faili meçhul cinayet işlediniz?
Kaç tane böyle olaya tanık oldunuz diye sorarsanız bana... 30 civarında olaya tanık oldum. Her JİTEM grup komutanı aynı değildi. Bazısı böyle işler yaptırıyor bazısı yaptırmıyordu. Sadece istihbarat toplama, rapor yazdırma, muhbir ve ajan ağını örgütleme işlerini yaptırıyordu. Ayrıca benim JİTEM’de bir sürü işim vardı.
Ne gibi?
Bizim komutanların Barzani ve Talabani’yle yaptıkları toplantılarda tercümanlık yaptım. Bir dönem PKK’yla çatışırken yaralanan peşmergeleri GATA’da tedavi olmaları için sınırdan alıp havaalanına götürdüm. Yakalanan evrakları Türkçeye çevirdim. Şifreleri çözdüm. Bu yüzden ben yapılan her JİTEM operasyonunda yer almadım. Ama bildiklerimle ve duyduklarımla şunu iddia ediyorum. Bölgedeki faili meçhul olayların yüzde 80’ini JİTEM yaptı.
Bölgede 18-20 bin faili meçhul cinayetten söz ediliyor.
Bence o abartılı bir sayı.
Sizce JİTEM tarafından kaç kişi öldürüldü?
Ben Diyarbakır bölgesini tahmin edebilirim. Elazığ, Van, Mardin, Batman... Oralarda da JİTEM var. Diyarbakır’da benim görev yaptığım on yıl içinde gerçekleşen infazların sayısı 600-700 olabilir... Bu rakam tahmin ama...
JİTEM elemanı olarak adam öldürdünüz mü?
Ben bu soruya cevap vermek istemiyorum.
Sizin JİTEM’de çalıştığınız dönem en fazla faili meçhul cinayetin yaşandığı dönem. Kaç cinayete tanık oldunuz?
Evet, o dönem en çok cinayetin olduğu dönem... Faili meçhuller 1993’te başladı ve 1997’deki Susurluk olayına kadar devam etti. Özellikle o dört yılda cinayetler çok yoğundu.
O sırada Diyarbakır JİTEM Komutanı kimdi?
JİTEM Grup Komutanı Abdülkerim Kırca’ydı. Diyarbakır JİTEM timinin başında da Zahit Engin vardı. Ben o dönemde 30 kadar eyleme bizzat tanık oldum. Ama içinde yer almadığım, bizzat şahit olmadığım, onlarla birlikte katılmadığım yüzlerce eylem ve faili meçhul cinayet var o dönemde. Bizim grubun yaptığı 30-40 kadardı. Bir de Zahit Engin’in emrindeki Diyarbakır timinin yaptıkları var.
JİTEM eylemlerinin hepsi ölümle mi sonuçlandı?
Hepsi ölümle sonuçlandı. Hatta size ilginç bir olay anlatayım. PKK’lı olduğu söylenen İhsan Haran isimli bir genç vardı. Ailesi boşaltılan Lice köylerinden Diyarbakır’a göçmüştü. Şehitlik semtinde oturuyordu. O genç JİTEM’e alınıp sorgulandı. Sonra da Silvan tarafına götürüldü, bir arazide kafasına kurşun sıkılıp bırakıldı. Fakat sonra komutan Abdülkerim Kırca’dan duydum. Meğer o genç kafasına sıkılan kurşunla ölmemiş. Sadece şok geçirmiş. Batman’a kadar yürüyüp hastaneye gitmiş. Yaşadığı olayı anlatmış. İşte bu olay Batman timine haber veriliyor, o da Diyarbakır JİTEM’e bildiriyor.
Evet...
Kırca’yı telefonla arıyorlar ve “komutanım böyle bir durum var” diyorlar. O da “Tamam onu hemen sizin time alın, bekletin. Biz geliyoruz” diyor. Bana bunu Kırca kendisi anlattı.
Niye bir komutan size bunu anlatıyor?
İlk infazı yapanları beceriksizlikle suçladı. “Bizim beceriksizler öldürememişler. Adam kalkmış şehre, hastaneye gitmiş. Tekrar gittik, aldık ve işini tamamladık” dedi. Abdülkerim Kırca yanına personelini alarak hemen Batman’a gidiyor ve o genç tekrar araziye götürülüp infaz ediliyor. JİTEM’in eline düşen sağ bırakılmıyor.
Bu gencin öldürülmesine siz tanık oldunuz mu?
İlk infaza tanık oldum. Kemal Ümlük, uzman çavuş Yüksel Uğur vardı. Bir toprak yığınının arkasına götürüp vurdular. Geceydi. Hangisinin vurduğunu görmedim. Gencin sorgusu JİTEM’de yapıldı sonra arabaya konulup araziye götürüldü
O genç niye öldürüldü?
PKK’lı diye... Bu Diyarbakır bölgesinde PKK’yla ilgili bilgileri genellikle itirafçı Serpil Toprak veriyordu. O da JİTEM’de sivil memur olarak çalışıyordu. Mesela Mehmet Salim Dönen isimli Silvanlı genci ve amcasını JİTEM’e aldıran da o kızdı. Onları askerî hastanede görüyor. Çocuk askere gitmek için askerlik muayenesini yaptırıyor. Amcasıyla birlikte gelmiş. Serpil bunu gelip bana söyledi. “Komutanı arayıp haber verelim” dedi. Kırca o sırada Dicle Üniversitesi’nde dişini yaptırıyordu. Aradık. “Gereğini yapın, alın. Ben geliyorum” dedi. Toros arabayla askerî hastaneye gittik ve gençle amcasını aldık, JİTEM’e getirdik. Komutan Kırca dişçiden geldi ve işin sorgulama safhası başladı.
Nasıl öldürüldüler?
Amcasının hiç alakası yoktu ama yarın bir gün ifade verir diye onu da aldık, getirdik. Amca, yeğen JİTEM’de boğularak öldürüldüler. Silvan yoluna atıldılar.
Onları komutan Abdülkerim Kırca mı boğdu?
Hayır, o talimat verdi. Boğdurdu. Zaten komutan işkenceli sorgu yapıldıktan sonra bazen işkence odasında kalıyordu. Bazen de kendi odasına gidip içkisini içiyordu. Bu cinayetler hep gece mesaisinde işleniyordu. İşkenceler mesai saatinden sonra akşamları yapılıyordu. Sıradan askerler koğuşlarına gittikten sonra... Çünkü JİTEM’de gündüzleri çaycılık, postacılık yapan askerler vardı. Kırca emir erini bile gönderiyordu. Ayrıca çevrede askerî birlik ve diğer kurumlar vardı. İşkence seslerinin duyulması istenmiyordu. İşkence akşam diğer personel gidince, mesaiden sonra başlıyordu.
İşkence ve infazlar için JİTEM’de kaç kişi gece mesaiye kalıyordu?
İşin durumuna göre dört, beş kişi kalıyordu.
Kaç kişi tarafından, neyle boğuluyordu bu insanlar?
Boğma teliyle... Elektrik kablosuyla... Bazen sağlam bir televizyon kablosuyla. Duruma göre iki, üç kişi boğuyordu. İşkence bir, iki gece sürüyordu. Hemen öldürülmüyordu. Hatta ifadesi alınmadan ölmesin diye sadece bir dilim ekmek veriliyordu.
Peki, amcasıyla öldürülen, askere gitmeye hazırlanan genç PKK’dan ayrılmamış mı?
Askere gideceğine göre ayrılmış. Çünkü bir PKK’lı askere gitmez. Hele grup sorumluluğu yapmış birisiyse... Ama PKK’dan ayrılsa da JİTEM tarafından öldürülüyor. Mesela o Servet Aslan diye bir üniversiteli genç vardı. Fatma isimli bir de Mersinli kız arkadaşı vardı. Kızın hakkında hiçbir suçlama yoktu. Hiç ilgisi yoktu. Bizim gibi sivil memur olan itirafçı Serpil’in ifadesi üzerine bu iki üniversiteli genç Diyarbakır’ın merkezinde el ele gezerken alındılar. Üstelik çocuk dağa falan gitmemiş. Kaldı ki yanında kız arkadaşı da var.
Bu ne anlama geliyor?
Birbirlerine âşık olmuşlar. Normal bir hayat yaşıyorlar. PKK’lı militan Diyarbakır’ın merkezinde kız arkadaşıyla el ele gezemez. Çocuk PKK’lı olmadığını ağlaya ağlaya söylediyse de...
Onlar da mı öldürüldü?
Evet, onlar da öldürüldü... Mehmet Çapur isimli bir başçavuş vardı. Kırca emir verdi. Gençleri Sivas yönüne götürüp, orada öldürüp yol kenarına atmışlar. Bu iki genç iki gün sorgulandılar, işkence gördüler. Abdülkerim Kırca o kıza kendisi işkence yaptı.
İtirafçı Serpil Toprak nerede şimdi?
Erzurum’a tayin edilmişti. Orada hem memuriyet yapmış hem de yarıda bıraktığı yüksek hemşirelik okuluna devam etmiş. JİTEM onun tekrar okula kaydını yaptırmış. Orada bir öğretim görevlisiyle evlendiğini duyduk.
Bu insanları şehir dışına öldürmeye götürürken arabanın bagajına mı koyuyorsunuz?
Bazılarını arkada oturan iki personel arasına alıyor ve normal bir yolcuymuş gibi götürüyorlardı. Bazılarının üstüne ise hastaymış gibi bir mont örtülüyordu.
Kaç kilometre uzağa götürülüp öldürülüyorlardı?
Mesela İdris Yıldırım Silopi’den alındı 150 kilometre uzaktaki Elazığ’a götürüldü. Çünkü onu yakalayan JİTEM elemanı Silopi’de oturuyordu. Kendisinden şüphelenileceğini düşünüyordu. JİTEM muhbirini korumak için onu uzak bir bölgede öldürdü. Kimliği tanınmasın diye cesedi de yaktı.
Siz JİTEM’de kimlerle çalıştınız?
1990’da iki yıl kadar Cem Ersever ve yardımcısı Aytekin Özen’le çalıştım. Bunlar gitti yerlerine Cahit Aydın ve yardımcısı Nurettin Ata geldi. Daha sonra da Abdülkerim Kırca geldi. En uzun onunla çalıştım. Normalde her komutan iki yıllığına gelir ama o üç, dört yıl kaldı. Bir ara Ali Yıldız, Cemal Temizöz’le de çalıştım.
Siz sadece Abdülkerim Kırca’nın yaptıklarına mı tanık oldunuz? Diğerleri neler yaptılar?
En çok cinayet komutan Kırca döneminde oldu. Cem Ersever zamanında da oldu ama o kadar değil. Mesela onlardan sonraki komutan Ali Yıldız politik davranıyordu. İtirafçıların yanında “şu kişiyi alın” demiyordu. Normal istihbarat faaliyeti yapıyormuş gibi davranıyordu. Ama kendi emrindeki Zahit Engin’in başında olduğu Diyarbakır JİTEM timi durmadan JİTEM’e adam alıp, sorgulayıp öldürüyordu. Biz bunlara gözümüzle kulağımızla da şahit oluyorduk. Adamlar hücrelerde haykırıyordu. O insanlar da sonradan yok oluyordu. Binanın arkasında bir çöp bidonu vardı. Şehmuz Çavuş’u ya da timden başka birini orada insanların özel eşyalarını, elbise, ayakkabılarını yakarken görüyorduk.
taraf
27/1/2009 | Kategori:
Ergenekon
|
Yorum (0) |
Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Gündemi sarsacak 4 korkunç eylem!
Ergenekon'da tutuklanan eski Emniyet Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin'in evinde Türkiye'yi karıştıracak önemli eylem planları bulunduğu bildirildi. Şahin'in kendi el yazısı ile yazdığı ileri sürülen, "Tedhiş" (dehşete düşürme) planı olarak isimlendirilen dokümanlarda, etnik ve mezhep çatışması yaratacak suikastlar ile toplumda kargaşa yaratacak tarzda bombalı eylem hazırlığının ayrıntıları olduğu öne sürüldü. Planlarda, kimlerin gözcü olarak bulunacağına kadar en ince ayrıntıların bile bulunduğu belirtiliyor. Kadedeli olarak 29 Mart 2009 tarihine kadar uygulanılmasının hedeflendiği belirtilen planların şu ayrıntıları içerdiği öne sürüldü:
Ermeni Patriği Mesrob II'ye saldırı
İbrahim Şahin tarafından hazırlandığı öne sürülen 'Mutafyan Planı'na göre, iki tetikçi, iki korumacı bir gözetleyici görevlendirilerek, Ermeni Patiği Mesrob II'nin ibadethaneye giriş çıkış saatleri ve gelişgidiş güzergahı tespit ettirildi. Eylemin iki lav silahıyla yapılması öngörüldü. Tetikçiler, Sevgi Sokağı'na yerleştirilecek, bir tetikçi direkt Mesrob II'yi hedef alacak, diğer tetikçi ise ikinci lav silahıyla hedef gözetmeksizin ateş edecekti. Şahin'in evinde çıktığı belirtilen eylem planında iki lav silahının kullanılacak olması ve Gölbaşı'nda yapılan kazıda iki lav silahının çıkması Hrant Dink tarzı bir eylem planlandığının göstergesi kabul edilerek, operasyon için düğmeye basıldı.
Alevi Başkan Balkız'a 9 kişilik suikast timi
Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız'a yönelik suikast planı hazırlandı. Belgelere dayandırılaniddiaya göre, muvazzaf subay M.S. (halen tutuklu) liderliğinde 9 kişilik bir suikast hücresi kuruldu. "Çankaya 4 numaralı hücre" olarak adlandırılanekibin görevi, bombalı araçla Ali Balkız'ı öldürmekti. Ekip şefi M. S.'nin kodadı "A" idi. "B" eylem için çalıntı araçtemin edip şoförlük yapacak, "C" patlayıcı düzeneğini hazırlayacak. "D"patlayıcı maddeyi temin edecek. "E"cep telefonlarını dağıtacak. "F ve G"sokak başlarında emniyeti sağlayacak. "H" evin karşısındaki parkta bölgeyi kolaçan edecek. "I" ise tetikçi olarak eylemi gerçekleştirecekti. 9 kişilikhücre eylemden önce alınan sıfır ceptelefonunu bir gün öncesine kadarkesinlikle kullanmayacak. Sarıkaya'nıngöndereceği (ESI TILI GÜ LER)mesajını alan üyeler ertesi gün eylemolacağını anlayacaktı.
Dev alışveriş merkezi bombayla vurulacaktı
Şahin'in evinde çıktığı ifadeedilen belgelerde Ankara'nın büyükalışveriş merkezlerindenbiri de eylem için seçildi.Hafta içi 20 bin hafta sonu50 bin kişinin ziyaret ettiğibu alışveriş merkezininbulunduğu semttekiyerleşik halkın özellikleri, en yakın karakolun konumu, özel güvenlik çalışanlarının durumu, binanıngüvenlik düzeyi, kamera devreleri, dış aydınlatması ve bomba sokulacaknokta ayrıntılarıyla belirlendi. İddialara göre, 7 kişiyle yapılması düşünülen eylem belgelerinde alışverişmerkezinin krokisi birçokyönden çekilmiş fotoğrafı ve uzaklaşma planı datespit edildi. Alışverişmerkezinin garajındabomba patlatılması planlandı. Patlama ile büyük birkorku yaratılacak ve kargaşayaratılacaktı.
Genel Sekreter Kazım Genç'e bombalı paket
Alevi-Sünni çatışması çıkarmak amacıyla hazırlandığı ileri sürülen plana göre, Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç'e bombalı bir paket gönderilecekti. Bombalı paketi kargo şirketi elemanı, kimlik ve kıyafetiyle Kazım Genç'in evine ulaştırılacaktı. Şüphe çekmemesi için, paketin üzerine gönderenin kimliği olarak Kazım Genç'in yakınlarından birinin ismi veya Alevi vatandaşların yoğun olarak yaşadığı Hacıbektaş, Tunceli gibi il veya ilçelerinden birinden rastgele adres yazılacaktı. Bu eylem planında da güvenlik güçlerinin konumları en yakın kamera kayıtları da plana detaylı olarak işlendi.
sabah
15/1/2009 | Kategori:
Ergenekon
|
Yorum (0) |
Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
İddianameyi ‘sulandırma planı’ hazır!
ERGENEKON terör örgütü soruşturmasına karşı çıkan bazı çevrelerin, bugün açıklanacak iddianameyi sulandırmak ve soruşturmayı sekteye uğratmak için 22 maddelik bir eylem planı hazırladığı ortaya çıktı. Plan, ‘Acil ve senkronize reaksiyon uyarısı’ başlığı ile ‘ilgili kişilere’ yani iddianame ile ilgili medyada yorum yapacak bazı akademisyen ve köşe yazarlarına gönderildi. 22 maddelik eylem planında iddianamenin sulandırılması için belirlenen sloganlar da sıralandı. Planda, ‘fasa fiso’, ‘her yere kon’, ‘ucu açık soruşturma’, ‘bombanın pimi, telefonun tapesi’, ‘tape davası’, ‘mezara tahliye’, ‘Dağ fare doğurdu’, ‘Başsavcı Erdoğan’dır’, ‘Savcı AKP güdümündedir’, ‘İddianame kapatma davasının rövanşıdır’ gibi sloganların kullanılması istendi.
‘SULANDIRMA Planı’nda soruşturmanın ana haber bültenlerinde nasıl ele alınması gerektiğinin altı özellikle çizildi: Ana haber bültenlerinde soruşturma olabildiği ölçüde yorum katılarak sunulmalı. Canlı yayınlara katılanlar iddianamenin çürütülmesi yanında delillerin hafife alınacağı ve tepki almayacak ölçüde aşağılayıcı ifadeler kullanmalılar. İdidaname mahkemeye verildikten sonra çok uzun olması gerekçe gösterilerek ‘iddianamenin özeti’ adı altında zayıf ve tutarsız kısımlar yayınlanmalıdır. Hurşit Tolon’un Yaşar Paşa(Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt) hakkında tuttuğu kayıtlar, Mustafa Balbay’ın kamera kaydı gibi konular tartışmaya açılmamalı, hukuka aykırı deliller olduğu, hükme asas alınmayacağı ısrarla vurgulanmalı. Planda ayrıca emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, tetikçi ekibin başı bilinen Osman Gürbüz, emekli Binbaşı Fikret Emek ile emekli Albay Fikri Karadağ gibi isimlerin soruşturmadaki delil durumunun ağır olabileceği gerekçesiyle savunmada ağırlığın emekli orgenerallere verilmesi önerildi.
ERGENEKON terör örgütü soruşturmasına ilişkin iddianamenin kamuoyunda güvenirliliğinin azaltılması ve muhalif isimlerden yeni gözaltılar olacağı propagandası yapılması istenen eylem planında bu yöndeki öneriler şöyle sıralandı: Konuyu istediğimiz açıdan irdeleyen hukukçu, akademisyen, baro başkanı, strateji uzmanı ve emekli yüksek bürokratların demeçlerine yer verilmeli, kamuoyunda tutacak sloganlar üretilmeli. Seçilmiş akil adam, uzman ve sokaktaki vatandaş röportajları ile iddianamenin ve soruşturmanın güvenirliliği zayıflatılmalı. İdidaname karşıtı STK tepkileri ve girişimlerine geniş yer ayrılmalı. Soruşturma kapsamında AK Parti karşıtlarından yeni gözaltılar olacağı iddiası yüksek sesle ileri sürülmeli ve toplumda saygınlığı olan farklı çevrelere mensup isimlerden muhalif listeleri yapılmalı. (Örneğin, Sabih Kanadoğlu, eski Cumhurbaşkanı Necdet Sezer, Ersönmez Yarbay, CHP Milletvekili Kemal Anadol, İsmail Amasyalı gibi.)

star
14/7/2008 | Kategori:
Ergenekon
|
Yorum (0) |
Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Hürriyet'in Ergenekon yalanı
Reuters muhabirinin İstanbul'daki bazı kişileri konuşturarak yaptığı haber yorumu, Hürriyet ve CNN Türk, Reuters'ın muhabirinin yorumuymuş gibi sundu. Bununla da kalmayarak Reuters'ın haber yorumunda geçen diğer Türk ve yabancı kişilerin yorumlarını görmezden geldiler.
Hürriyet ve CNN Türk, Reuters'a konuşan bir yorumcunun söylediklerini 'Reuters'ın muhabiri söylemiş gibi' vermeyi tercih ederken, Ergenekon konusunda ısrarlı hedef saptırdığı yönündeki iddialara bir yenisini daha eklemiş oldu.
 |
Hürriyet, Reuters'in haberini okuyucularına "Yaşlı adamların uyduruk örgütü" başlığıyla duyurmuştu. |
Haberin aslı her iki yayın kuruluşunda çarpıtılarak verilirken, yorumcuların görüşleri ise hiçe sayıldı. Samanyoluhaber'in haberine göre Reuters'da yer alan haberin orjinal başlığı "Türkiye darbe planını soruşturuyor-İktidar partisi mahkemede" şeklindeyken, Hürriyet ve CNN Türk bu başlık altındaki haberin içinde görüşüne yer verilen Jenkins'in ifadesini, ajansın yorumuymuş gibi başlık olarak seçti, haberi de şöyle verdi: "Reuters yorumu: Ergenekon uyduruk bir örgüt"
İstanbul'da yaşayan ve Türkiye'deki güvenlik meselelerinde uzman olduğu belirtilen Gareth Jenkins, Reuters'a yaptığı açıklamada, "Ergenekon belki bir cani örgüt olabilir ve de yargılanması gerekebilir. Fakat özensiz,bir örgütlenme ve yaşlı kişilerin sorumluluğunda. Bunun çok ciddi bir şey olabileceği hayli şüpheli" ifadesini kullanmıştı.
|
CNN ise haberi "Söz konusu örgütlenme uyduruk" başlığıyla vermeyi tercih etti. |
Reuters haber yorumunda, sadece Gareth Jenkins'i değil, Türk ve yabancı çok sayıda kişinin, Ergenekon konusunda yorumlarına yer vermişti.
6/7/2008 | Kategori:
Ergenekon
|
Yorum (0) |
Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
<Önceki Yazılar
|
Sonraki Yazılar>